Sosyal Sorumluluk Kalite Prensipleri

Uluslararası Standardizasyon Kuruluşu (International Standard for Organisations – ISO ) 1947’de kurulmuştur. 60 yılı aşkın süredir özel sektör için kalite çalışmaları yürütmektedir. Sosyal sorumlulukta ise kalite henüz birkaç yıldır konuşulmaya başlamıştır. Bu açıdan bakıldığında sivil toplum olarak daha çok yolumuzun olduğunu söyleyebiliriz. Bu yolda yürürken kalite anlamında özel sektörden öğreneceğimiz, modelleyeceğimiz ve sivil toplum alanına uyarlayacağımız birçok konu olacak. Örneğin Kalite Yönetim Sistem Standartları. QMS, yani Quality Management System Standards olarak bilinen ISO 9001 modeli, yönetimin standartlarını ortaya koyan 1994’de oluşturulmuş ve 3 yılda bir yenilenen bir çalışmadır. Bu çalışmanın en önemli noktalarından birisi standartların kapsamını oluşturan prensipleridir.

Sosyal sorumlulukta kaliteyi konuşmak için onun prensiplerinden bahsetmek sivil toplumun geleceği ve sürdürülebilirliği için yerinde bir adım olacaktır. Bu konuda ISO 9001’in 1990’larda geliştirilen prensipleri bizim odak noktamız olacaktır. Şekil 1’de de görüleceği üzere, özel sektör ile sosyal sorumluluk alanları birbirlerine bazı noktalarda farklılaşsa da birçok noktada birbirine benzemektedir.

Şekil 1. Özel Sektör ile Sosyal Sorumluluk Alanının Kesişim ve Fark Kümesi

Bu çalışmada, özel sektöre yönelik hazırlanmış olan kalite prensiplerini sosyal sorumluluk alanına uyarlamaya çalıştık.


Sosyal Sorumluluk Kalite Prensipleri

Prensip-1: (Özel Sektör) Müşteri Odaklılık -> (Sivil Toplum) Hedef Kitle Odaklılık

ISO 9001 bu prensibi şu şekilde açıklar: “a business wouldn’t exist without its customers” yani müşteri olmadan bir işletme olmaz. Sivil toplum alanı için bu durum; hedef kitle olmazsa, bir sivil toplum örgütü (STÖ) de var olamaz. İhtiyaç sahipleri olmazsa, bir STÖ’nün var olması mümkün olmaz şeklinde açıklanabilir. Bu nedenle onların ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamak adına  mevcut ve gelecekteki hedef kitleyi anlamaya çalışmak gerekir.


Prensip-2: Liderlik

Liderler, üretken ve sürdürülebilir bir ortam yaratmak ve ayrıca bu atmosferin devam etmesi için yeni liderler yetiştirmek sorumluluğunu üstlenmelidir. Bu prensibin STÖ’lerde uygulanması için sağlam vizyona sahip lidere ve bu vizyonun ekibe tanıtılmasına ihtiyaç duyulur. Sivil toplum alanında lider kilit pozisyondadır.

Özel sektörde genellikle dikey hiyerarşi söz konusudur. Bu nedenle liderler bu hiyerarşinin tepesindeki insanlar olarak belirtilir. Sivil toplum için de bu durum söz konusu olsa da günümüzde sivil toplumun örgütlenme yapısı yatay hiyerarşiye yönelmektedir. Bu yapılanmada liderlerin yapısı ve tarzı da farklılaşmaktadır. Bu farklılaşma çalışılacak konuya ve bu konuda liderin yetkinliklerine göre şekillenmektedir.


Prensip-3: (Özel Sektör) İnsanların Katılımı -> (Sivil Toplum) Gönüllülerin / Profesyonel Çalışanların Katılımı

Bir STÖ hedef kitlesi olmadan var olamayacağı gibi, dengeli ve yetenekli ekip ve onları takip eden gönüllüler olmadan da var olamaz. Bir STÖ’nün başarısında profesyonel çalışanların ve gönüllülerin rolü kritiktir. Bu nedenle çalışanların ve gönüllülerin yalnızca günlük sorumluluklarına değil, STÖ’nün tamamına bağlı ve bu konuda motive olmasını sağlamak gerekir. Bu nedenle çalışanlar / gönüllüler STÖ’ler için kendi rollerinin öneminin farkına varmalı, sorumluluklarını yerine getirmelerini engelleyen konuların çözümünde sorumluluk almalıdır.


Prensip-4: Süreç Yaklaşımı

Bir STÖ’nün belirli bir süreç yaklaşımına sahip olması önemlidir. Belirli süreçlere sahip olmak ve bu süreçlerin diğer ekip üyeleri tarafından da bilinmesinin sağlanması, çalışanları / gönüllüleri kilit bir ekip üyesinin yokluğunda karanlıkta bırakmaz, anlık panik ortamının oluşmasına neden olmaz. Bu sayede STÖ’yü geleceğe hazırlar.

Proje yönetiminden fon geliştirmeye, gönüllü yönetiminden insan kaynaklarına kadar STÖ’lerin her alanı için süreçler geliştirmesi, kaynakların en verimli şekilde kullanılmasını ve tutarlı sonuçlar elde edilmesini sağlar. Ayrıca daha büyük ve daha heyecan verici çalışmalar yönelmeye ve   bunlara zaman ayırılmasına olanak verir.


Prensip-5: Yönetim için Sistematik Yaklaşım 

Bu prensip aslında önceki prensip ile bağlantılı olup, net bir sistem kullanarak süreçleri tanımlamanın, anlamanın ve yönetmenin STÖ’lerin işlerini kolaylaştırmaya yardımcı olacağını savunur. Çalışanların / gönüllülerin sorumluluklarına yeterli miktarda zaman ayırarak boşa harcanan zamanı ortadan kaldıracak ve yapılan gönüllülük çalışmalarını daha verimli hale getirecektir.

Sistematik bir yaklaşım herkesin süreçlerin her aşamasına erişmesine ve ilerlemeden haberdar olmasına olanak sağlar. Bu da STÖ’lerin dışarıdan bakıldığında kaliteli bir imaj çizmesine olanak sağlar, hedef kitle, hibe veren kurumlar ve paydaşlara güven verir.


Prensip-6: Devamlı Gelişim

STÖ’ler de canlı organizmalar gibidir: doğar (kurulur), gelişir (etki alanını genişletir), süreçlere adapte olur (teknoloji, yeni ihtiyaçlar) ve ölür (amacını tamamlar). Değişen koşullar, hedef kitlenin ihtiyaçları, gönüllüler ve çalışanların ihtiyaçları STÖ’lerin sürece adapte olması için ortam hazırlamakta, devamlı gelişime sevk etmektedir.

“Eğer ileri gitmiyorsan, geri gidiyorsun demektir” sözü STÖ’lerin yönetimsel ve etki alanı açısından mevcut yapılarını korumakta ısrar etmeleri neticesinde aslında geriye gittiklerini göstermektedir.

Özel sektörde rekabet ortamı söz konusudur fakat sivil toplum alanında bunun karşılığı dayanışmadır. Dolayısıyla STÖ’lerin gelişimini tetikleyen faktörler; hedef kitlelerine yönelik daha etkili ve daha verimli çalışmalar organize etmek, onların ihtiyaçlarını çağın gerektirdiği düzlemde ele alabilmek ve buna yönelik efektif çözümler üretebilmek adına olmalıdır.

Devamlı gelişim her STÖ’nün daimî hedefleri arasında yer almalıdır. Dünya çapında faaliyet gösteren STÖ’lere bakıldığında nasıl gelişim gösterdiği ve devamlı gelişimi nasıl prensipleri haline getirdikleri görülebilecektir.


Prensip-7: Karar Verirken Gerçekçi Yaklaşım

Alınan kararlar STÖ’lerin hangi yöne ilerleyeceğini belirler. Bu prensipte etkin kararların, verilerin rasyonel analizine dayalı olarak alındığı kararlar olduğunu belirtir. İçgüdüler STÖ’ler için önemli dinamiklerdir ve içgüdülerle alınan kararların gücü yadsınamaz. Fakat STÖ’lerde alınan kararların rasyonel verilere dayanması, STÖ’nün çalışmalarını sürdürülebilir kılacaktır. Mesela bir STÖ’nün yaptığı çalışmalarda hedef kitle üzerinde bir araştırma yapıldığında ve aslında yapılan çalışmaların hedef kitlenin ihtiyacını gerçekten yansıtmadığı istatistiki verilerle ortaya konulduğunda, tecrübelere dayalı içgüdüler o çalışmanın yapılması gerektiğini söylese de alınan kararlarda bu rasyonel verilerin önemli bir payı olmalıdır.

Bir karar alınırken bütün gerçekleri masaya yatırmak gerekir. Bu sayede, neden bu kararın alındığı sorulduğunda veya bu kararın STÖ’ye ve hedef kitleye nasıl fayda sağladığının kanıtlanması istenildiğinde, karar alırken kullanılan tüm veriler bu konuda yardımcı olacak ve rahatlıkla erişilebilecektir.

Bu prensip aynı zamanda STÖ’lerin güvenilir ve doğru verilere erişmesi anlamında da önemlidir.


Prensip-8: (Özel Sektör) Karşılıklı fayda sağlayan tedarikçi ilişkileri -> (Sivil Toplum) Karşılıklı Fayda

STÖ’ler hedef kitlelerine yönelik çalışmalarında birçok paydaş ile ilerlemektedir. Aynı problemin çözümü için sorumluluk alan paydaşlar… Özel sektörde olduğu gibi sivil toplum alanında da karşılıklı fayda önemlidir. Günümüzde sıklıkla karşımıza çıkan platformlar, ağlar ve benzeri yapılar da bu karşılıklı faydaya bir örnektir. Aynı amaç ve aynı güdü ile birlikte hareket edilen STÖ’lerin veya diğer aktörlerin karşılıklı faydası, çalışmaların kalitesi ve sürdürülebilirliği açısından önemlidir.

STÖ’lerin paydaşlarıyla çalışmaları uyumlu ve hızlı, olaylar karşısında alınan reaksiyonlar hızlı ve esnek bir şekilde ise yapılan çalışmalarda ortaya çıkan değer de aynı oranda yüksek olacaktır.


+ Prensip-9: Sosyal Sorumluluk Ruhu

Sivil toplum alanında yapılan çalışmaların bir özü, ruhu vardır. Gönüllüyü / çalışanı motive eden, yardım etme ve çözümün bir parçası haline gelmesini sağlayan itici bir güçtür. Gönüllülerin ve çalışanların STÖ’ye, yapılan çalışmalara bağlılığını da etkilemektedir.  Sosyal sorumluluk ruhu sosyal fayda ile doğru orantılıdır.  Kurumsal kapasiteyi güçlendiren standardizasyon çalışmaları planlanırken sosyal sorumluluk ruhuna zarar verecek yapılardan / yapılanmalardan kaçınılması gerekmektedir.

 

 


Hazırlayan: Ümit Yardım, SSKD YK Başkanı


Kaynakça:

[1] https://www.perkbox.com/uk/resources/blog/8-universal-principles-of-quality-management