Slacktivism

Slacktivism:

Sosyal Medyada Sosyal Değişim Mümkün mü?

Merve Demirkaya
(Görsel Tasarım: Sercan Aykar)

 

Dijital çağın en çarpıcı etkilerinden biri, teknolojinin toplumsal hareketler ve aktivizm biçimlerinde oynadığı rolün değişimidir. Sosyal medya, geleneksel medya kanallarına nazaran daha erişilebilir ve etkileşimli olduğundan, toplumsal konulara dair farkındalık yaratma ve harekete geçme yöntemlerini kökünden değiştirmiştir. Bu yeni dönemde, bu dönüşümün en çarpıcı yansımalarından biri “slacktivism” olarak bilinen fenomende ortaya çıkıyor. “Slacktivism” ya da Türkçe karşılığıyla “miskin-aktivizm/tembellik aktivizmi/slaktivizm”, sosyal medya üzerinden minimal çaba ile gerçekleştirilen aktivizmin kastedildiği yeni bir tanımlama. Adını “slacker” (tembel) ve “activism” (aktivizm) kelimelerinin birleşiminden alan bu kavram, genellikle sosyal medya üzerinden yapılan basit eylemleri ifade ediyor. Bu terim, genellikle online imza kampanyalarına katılmak, sosyal medya üzerinde konu ile alakalı hashtaglere destek vermek veya profil resimlerini değiştirmek gibi eylemleri içeriyor.

Dijital aktivizmi, geleneksel aktivizm yöntemlerine kıyasla daha erişilebilir ve düşük maliyetli olarak gerçekleştirilebiliyoruz. Birkaç tıklamayla, milyonlarca kişiye ulaşabilen kampanyalar düzenlenebiliyor. Bu da sosyal medyanın, sosyal değişimde potansiyel bir güç merkezi olabileceğini gösteriyor. Ancak, bu etkinin derinliği ve sürdürülebilirliği konusunda çeşitli soru işaretleri mevcut. Bu bağlamda, slacktivism’in gerçek anlamda sosyal değişime katkıda bulunup bulunmadığını ve sosyal medya aktivizminin sınırlarını daha yakından incelemek gerekiyor.

Peki, bu modern aktivizm biçimi gerçekten etkili mi? Yoksa sadece dijital bir yanılsama mı?

Slacktivism’in Yükselişi ve Eleştiriler

İlk olarak 1995 yılında Dwight Ozard ve Fred Clark tarafından kullanıma girmesiyle tanınan slacktivism kavramı, Evgeny Morozov’un sıklıkla atıfta bulunmasıyla birlikte yaygınlaştığı söylenebilir (Hakverdigil, 2019). Bununla birlikte dijital medya araçlarının gelişmesine bağlı olarak hayatımıza giren yeni paylaşım türleri ile birlikte farklı tanımlamaların da ortaya çıktığını söylemek mümkün: ağ toplumu, slaktivistler, kliktivistler gibi (Yegen, 2014). İnternetin siyasi katılım üzerindeki etkisi, akademik ve popüler tartışmalarda sıkça gündeme gelen bir konudur. Başlangıçta, İnternet’in siyasi katılımdaki düşüşü tersine çevirebilecek bir araç olarak görülmesine rağmen, son yıllarda bu olumlu etki konusunda artan bir şüphecilik mevcuttur. Bazı araştırmacılar, İnternet’in vatandaşları etkili bir şekilde harekete geçiremediğini, hatta bazen aktivistlerin kendilerini iyi hissetmelerine hizmet eden anlamsız gösterilere yol açtığını iddia ediyorlar. Bu bağlamda, “slaktivizm” terimi, siyasi faaliyetlerin yalnızca katılımcıların kendilerini iyi hissetmelerine yarayan, gerçek dünyadaki siyasi sonuçlar üzerinde etkisi olmayan faaliyetlerini tanımlamak için kullanılıyor (Christensen, 2011). Bununla birlikte, internetin siyasi katılıma etkisi, vatandaşların siyasi meselelere katılım şekillerinin çeşitlenmesi olarak da görülebilir. İnternet, geleneksel katılım biçimlerinin elektronik versiyonlarından, siyasi amaçlı bilgisayar korsanlığına kadar çeşitli yeni katılım biçimlerini hayatımıza dahil ediyor.

Sosyal medya ve teknolojik gelişmeler, sosyal değişim için mücadele eden grupların ve organizasyonların farkındalık yaratma ve katılım sağlama yöntemlerini değiştirdi. “Slacktivism” terimi ise, “tembel” ve “aktivizm” kelimelerinin birleşimi ile sosyal medya kullanımıyla farkındalık ve eylem arasındaki bağlantısızlığı tanımlamak için giderek daha fazla kullanılıyor. Bazı kesimler için olumlu bir anlamda kullanılan bu terimin, coğrafi konumları aşarak daha maliyet etkin ve çevre dostu yollarla aktivizmin ulaşım alanlarının genişletilmesine olanak sağlıyor. Sosyal medya ve teknolojinin aktivizm üzerindeki bu çift yönlü etkisi, günümüzdeki siyasi katılım ve hareketlerin doğasını yeniden şekillendirmede yardımcı oluyor. Bir yandan, slacktivism olarak adlandırılan bu yeni dönem aktivizmi, coğrafi sınırları aşarak daha geniş kitlelere ulaşma ve maliyet etkinliği gibi olumlu olanaklarsunuyor. Öte yandan, sosyal medya platformlarının sunduğu bu geniş erişim imkanları, bazı eleştirmenler tarafından yüzeysel ve etkisiz olarak görülüyor. İnternetin sivilkatılımdaki rolü üzerine bu çift taraflı bakış açısı, aktivizmin dijital çağda nasıl evrildiğini ve bu evrimin toplumsal etkilerini anlamak için kritik öneme sahip. Aktivistler, dönüşüm için mesajlarını yaymak ve destek kazanmak amacıyla çeşitli dijital araçlara yöneliyorlar; ancak bu araçların etkili bir değişim yaratıp yaratmadığı konusunda görüş ayrılıkları devam ediyor.

Özellikle sosyal medya platformları, politik tercihlerin ifade edilmesi ve kampanyaların yayılması için yeni olanaklar sunuyor. Bununla birlikte, internetin sivilkatılım üzerindeki olumlu etkileri, bazı eleştirmenler tarafından sorgulanmaktadır. Bu eleştirmenler, internetin yalnızca zaten aktif olan vatandaşları çevrimiçi faaliyetlere dahil ettiğini ve pasif vatandaşları harekete geçirmediğini, ayrıca mevcut eşitsizlikleri daha da derinleştirebileceğini belirtiyorlar. Günümüzde, aktivistler mesajlarını yaymak ve destek kazanmak için bloglar, sosyal medya, mobil uygulamalar gibi çeşitli dijital araçlardan yararlanıyorlar. Özellikle video içerikleri, etkileyici ve duygusal bir bağ kurarak büyük bir kitleyi etkileyebiliyor. Bu durum, teknolojinin tarih boyunca ne kadar etkili olabileceği üzerine düşündürüyor. Ancak bu tür çevrimiçi girişimlerin gerçek ve kalıcı bir etki yaratıp yaratmadığı konusunda görüş ayrılıkları bulunuyor. Bazı düşünürler, teknoloji sayesinde yapılan aktivizmin, insanların kalbini ve zihnini değiştirmekte ve gerçek bir değişim yaratmakta yetersiz kaldığını savunuyorlar. Özellikle, sosyal medya üzerinden yapılan aktivizmin genellikle “zayıf bağlar” üzerine kurulu olduğu ve anlamlı bir aktivizm için gerekli olan güçlü, sağlam organizasyon yapılarını oluşturmadığı belirtiliyor. Örneğin, popüler çevrimiçi mektup yazma kampanyalarında katılımcıların kendi düşüncelerini ifade etmek yerine hazır şablonları kullanmaları, bu eleştirilerin bir örneği olarak gösterilebilir. New Yorker yazarı Malcolm Gladwell, başarılı aktivizm çabalarının, katılımcıları sonuçlara büyük bir kişisel katkıda bulunmaları konusunda ikna etmesi gerektiğini vurguluyor. Gladwell, geleneksel olarak etkili hareketlerin kişisel bağlantılar ve “güçlü bağlar” üzerine kurulduğunu belirtiyor. Sosyal medya aracılığıyla gerçekleşen aktivizm ise daha ziyade yüzeysel ve geçici ilişkilere dayanıyor. Hatta Arap Baharı gibi teknolojiyle güçlenen siyasi hareketlerde bile, bazı eleştirmenler, eski moda aktivizm ilkelerinin uygulanmadan bu hareketlerin pek bir anlam ifade etmeyeceğini ileri sürüyor (McCafferty, 2011). Bu görüşe göre, toplantılar ve etkili planlamalar gibi geleneksel yöntemler olmadan, sosyal medyanın etkisinin sınırlı kalacağı söyleniyor. Bu karşıt görüşler, slacktivism konusunda devam eden bir tartışmayı ortaya koyuyor: Sosyal medya ve dijital araçlarla yapılan aktivizm, gerçekten kalıcı bir değişime yol açabilir mi, yoksa sadece geçici bir farkındalık mı yaratır?

Gerçek Dünya Etkisi

Slacktivism, bahsedildiği üzere sıklıkla eleştirilse de zaman zaman gerçek ve anlamlı sosyal değişimlere kapı açacak etkilerde bulunmuştur. Sosyal medya üzerindeki bu tür aktivizmler, çoğunlukla yüzeysel ve anlık tepkiler gibi görünse de bazı durumlarda toplumsal farkındalığı artırma, kamuoyu oluşturma ve hatta politik hareketleri tetikleme gücüne sahiptir. Bu etki, genellikle sosyal medya kampanyalarının viral hale gelmesi ve geniş kitlelere ulaşmasıyla başlar. Sosyal medyanın gücünü kullanarak, bireyler ve gruplar, genellikle göz ardı edilen veya yeterince vurgulanmayan konuları gündeme getirebilirler. Bu süreçte, sosyal medya kampanyaları, sadece bilgi yaymakla kalmaz, aynı zamanda toplulukları harekete geçirerek gerçek dünya eylemlerine dönüşebilir. Bu dönüşüm, yerel veya küresel toplulukların bir araya gelmesini ve somut değişiklikler için baskı yapmasını sağlayabilir. İşte bu bağlamda, slacktivism’in gerçek dünya etkilerini gösteren bazı önemli örnekleri:

  1. ALS Ice Bucket Challenge: 2014 yılında viral hale gelen bu kampanya, katılımcıların başlarından buzlu su dökerek ALS hastalığına (Amyotrofik Lateral Skleroz) dair farkındalık yaratmayı ve bağış toplamayı amaçladı. Bu kampanya, sosyal medyada geniş çapta yayılarak milyonlarca dolar bağış toplamayı başardı ve ALS araştırmaları için önemli bir finansal destek sağladı.
  2. #MeToo Hareketi: 2017’de başlayan #MeToo hareketi, cinsel taciz ve cinsel saldırıya karşı farkındalık yaratmak için sosyal medyada başladı. Milyonlarca insan, tacize uğradıklarını paylaşarak, cinsel saldırı ve tacizin yaygınlığını ve etkilerini gözler önüne serdi. Bu hareket, iş yerlerinde ve yasal sistemlerde cinsel tacize karşı politikaların gözden geçirilmesine ve değiştirilmesine neden oldu.
  3. İklim Değişikliği ve #FridaysForFuture: Genç aktivist Greta Thunberg’in başlattığı #FridaysForFuture hareketi, iklim değişikliğine dikkat çekmek için sosyal medyada başladı ve dünya çapında öğrenci grevlerine dönüştü. Bu hareket, politikacıların ve toplumun iklim değişikliğiyle mücadelede daha aktif rol almasını talep ediyor.
  4. Arap Baharı: 2010 ve 2011 yıllarında, sosyal medya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da hükümetlere karşı kitlesel protestoların örgütlenmesinde kilit bir rol oynadı. Facebook, Twitter ve diğer sosyal medya platformları, protestocuların bilgi paylaşımı, organizasyon ve uluslararası destek için kullanıldı. Bu hareketler, bazı ülkelerde hükümet değişikliklerine ve siyasi reformlara yol açtı.
  5. Gezi Parkı Hareketi: Türkiye’de 2013 yılında yaşanan Gezi Parkı hareketi, slacktivism’in etkili bir şekilde nasıl gerçek dünya eylemlerine dönüşebileceğini gösteren önemli bir örnektir. Başlangıçta, İstanbul’daki Gezi Parkı’nın yerine alışveriş merkezi yapılması planlarına karşı çıkan birkaç çevrecinin protestosu olarak başlayan bu hareket, sosyal medyanın gücüyle kısa sürede tüm ülkeye yayıldı. Twitter, Facebook ve diğer sosyal medya platformları, hızla büyüyen bu protesto hareketinin organizasyonunda ve bilgi paylaşımında kritik roller üstlendi.
  6. Black Lives Matter Hareketi: Black Lives Matter, özellikle sosyal medya üzerinden yürütülen etkili bir kampanya ile ABD’de ve dünya genelinde ırkçılığa ve polis şiddetine dikkat çekti. Bu hareket, çok sayıda protesto ve gösteriye ilham verdi ve ırkçılık, adalet sistemi ve polis reformları üzerine ulusal ve uluslararası düzeyde tartışmaları tetikledi.
  7. Change.org Petisyonları: Çevrimiçi imza kampanyaları platformu Change.org, birçok sosyal ve politik konuda değişiklik yapılmasını sağlayan bir araç haline geldi. Örneğin, çeşitli ülkelerdeki yasal düzenlemeler, çevre koruma politikaları ve insan hakları ile ilgili konularda yapılan kampanyalar, hükümetlerin ve şirketlerin kararları üzerinde etkili oldu.
  8. Kony 2012: Invisible Children tarafından başlatılan bu kampanya, Ugandalı savaş suçlusu Joseph Kony’i ve onun çocuk askerleri kullanmasını dünya çapında gündeme getirdi. “Kony 2012” videosu, sosyal medyada hızla yayılarak milyonlarca izlenmeye ulaştı ve geniş çaplı uluslararası dikkat ve tepki çekti. Kampanya, özellikle gençler arasında büyük bir hareketlenmeye yol açarak, küresel düzeyde farkındalık yaratma ve siyasi baskı yapma konusunda etkili oldu. Ancak, kampanyanın sonuçları ve yöntemleri tartışmalıydı ve bazı eleştiriler, hareketin etkinliği ve sürdürülebilirliği konusunda soruları beraberinde getirdi.

Sonuç

Slacktivism, sosyal medyanın sosyal değişime katkıda bulunma potansiyeline dair karmaşık bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital çağın getirdiği en çarpıcı olgulardan biri olarak, sosyal medyanın aktivizm üzerindeki etkisini ve bu etkinin gerçek dünyadaki yansımalarını gözler önüne serme açısından Slacktivism, minimal çaba ile maksimal etki yaratma potansiyeli sunarak, aktivizmi daha erişilebilir ve yaygın hale getiriyor. Ancak, bu modern aktivizm biçiminin etkinliği ve sürdürülebilirliği üzerine tartışmalar devam ediyor.

Sosyal medya aracılığıyla gerçekleştirilen aktivizmler, toplumsal konulara dair geniş çapta farkındalık yaratma ve kamuoyu oluşturma konusunda önemli bir rol oynayabilir. Bu yöntem, kesinlikle farkındalık yaratmada ve gündem oluşturmada etkili olarak görülüyor. Slacktivism, özellikle genç nesillerin sosyal sorunlara karşı duyarlılığını artırıyor ve onları daha fazla bilinçlendirmeye yönlendiriyor. Bu eylemler, çeşitli sosyal hareketler için bir başlangıç noktası olarak işlevselliğini kanıtlamış durumda.

Ancak, gerçek ve kalıcı değişiklikler için, bu dijital aktivizmin, somut eylemler ve daha derinlemesine katılımlarla desteklenmesi gerektiği de aşikar.

En fazla eleştirilen yönlerinden biri olarak slacktivism’in yüzeyde kalma ve daha derinlemesine katılımı engelleme riski bu tür aktivizmlere şüpheyle yaklaşılmasına neden oluyor. Sosyal medya üzerindeki aktivizm, eğer somut eylemlerle desteklenmezse, sadece geçici bir ilgi dalgası yaratabilir ve uzun vadeli değişimlere katkıda bulunamayabilir. Nitekim kimileri sadece zahmetsiz ve vicdan rahatlatma aracı olarak da bu tür eylemlere başvurabiliyor. Bu nedenle, sosyal medya aktivizmi, daha geniş kapsamlı stratejilerin ve eylemlerin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Dolayısıyla slacktivism, sosyal değişim sürecinde önemli bir rol oynayabilir, ancak bu rolün sınırlarını anlamak ve dijital eylemleri gerçek dünya eylemleriyle birleştirmek kritik öneme sahiptir. Aktivistler ve toplum liderleri, sosyal medyanın gücünü tanıyarak ve bu aracı stratejik ve etkili bir şekilde kullanarak, daha adil ve duyarlı bir toplum inşa etmek için yeni yollar aramalıdır. Sosyal medya, bu süreçte yalnızca bir araçtır; gerçek değişim, toplumun her kesiminin katılımı ve sürekli çabası ile mümkündür. Sosyal sorumluluk olarak değişim yaratma konusunda, her birimizin, dijital eylemlerimizin ardında durması ve onları gerçek dünya eylemlerine dönüştürme sorumluluğu bulunmaktadır. Aktivizmin sadece dijital düzeyde kalmayıp, somut eylemlere ve sürdürülebilir çözümlere yönlendirmesi gerekmektedir. Yani, sosyal medya üzerindeki aktivizm, toplumun daha geniş katılımını ve etkili değişimlerin gerçekleşmesini sağlayacak adımların atılmasına bir basamak olmalıdır. Sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde, slacktivism, toplumsal değişim için gerekli olan geniş çaplı harekete geçirme ve bilinçlendirme sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla sosyal medya, bu süreçte önemli bir araç olabilir, ancak yalnızca başlangıç noktası olarak görülmelidir.

Kaynaklar

  • Ceren Yegen, (2014). “Bir Dijital Aktivizm Biçimi Olarak Slaktivizm: Change.Org Örneği”, Karadeniz Teknik Üniversitesi İletişim Araştırmaları Dergisi, Vol. 4, Issue 2, https://dergipark.org.tr/en/pub/e-kiad/issue/49299/629878 (Erişim Tarihi: 27.01.2024).
  • Cerise L. Glenn, (2015). “Activism or “Slacktivism?””, Digital Media and Organizing for Social Change, Communication Teacher, Vol. 29, Number 2, DOI: 10.1080/17404622.2014.1003310.
  • Dana Rotman et al., (2011). “From Slacktivism to Activism: Participatory Culture in the Age of Social Media”, CHI EA ’11: CHI ’11 Extended Abstracts on Human Factors in Computing Systems, https://dl.acm.org/doi/abs/10.1145/1979742.1979543 (Erişim Tarihi: 20.01.2024).
  •  Dennis McCafferty, (2011). “Activism vs. Slacktivism”, Communications of the ACM, Vol. 54, Number 12, https://dl.acm.org/doi/fullHtml/10.1145/2043174.2043182 (Erişim Tarihi: 17.01.2024).
  • Henrik Serup Christensen, (2011). “Political Activities on the Internet: Slacktivism or Political Participation by Other Means?”, First Monday, https://firstmonday.org/ojs/index.php/fm/article/view/3336/2767 (Erişim Tarihi: 20.01.2024).
  •  James Dennis, (2019). Beyond Slacktivism: Political Participation on Social Media, UK: Palgrave.
  • Marko M. Skoric, (2012). “What is slack about slacktivism?”, Methodological and Conceptual Issues in Cyber Activism Research, https://ari.nus.edu.sg/wp-content/uploads/2018/10/InterAsiaRoundtable-2012.pdf#page=83 (Erişim Tarihi: 15.01.2024).
  • Refik Kutay Hakverdigil, (2019). “Toplumsal Hareketlerin Dijital Dönüşümü: Slaktivizm Üzerine Bir Araştırma”, Marmara Üniversitesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.